Bazı yolculuklara yeni yerler keşfetmek için değil, aynı yerde kendini yeniden bulabilmek için çıkılır...
Yunan mitolojisinde Sisyphos, büyük bir kayayı dağın zirvesine taşımakla cezalandırılır. Kaya her zirveye ulaştığında yeniden aşağı yuvarlanır; Sisyphos ise onu her defasında tekrar yukarı taşımak zorundadır. Bu sonsuz döngü, beyhude çabanın simgesidir. Camus’nün “absürt” düşüncesi de, dünyanın kesin bir anlam sunmadığını kabul etmesine rağmen yaşamaya devam eden insanı Sisyphos’un bitmeyen çabasında somutlaştırır.
Modern yaşam, doğası gereği aynılıklar dolusu anlardan ibarettir ve bu anlar “rutinler” aracılığıyla insanın anlam arayışını bir nevi gölgeler. Yaşamın sürekli tekrarlayan anlardan ibaret olmasının en temel nedeni, kuşkusuz sanayi devrimi ile başlayan makineleşme sürecinin boş vaktin neredeyse tamamına göz dikmesidir.
Şu an hemen hepimiz için olağan hâle gelen zamanla yarışmak, zamana ayak uydurmak, zaman yaratmak, zaman ayırmak ve sürekli “zamanım yok” demek birer modern çağ laneti. Her birimizi aynılıklar üzerinden hayata bağlayan modern öğretiler sarmalının bir ucunda, yılın belirli günlerinde “zaman yarattığımız” seyahat anları yer alıyor. Bu anlarda bizler, tıpkı Sisyphos gibi yıl boyu tekrarlayan rutinlere başkaldırıyoruz!
Tabii bazı anların keyifli yolculuğu kendiliğinden sizi aynı kayayı yeniden aynı tepeye taşımaya yönlendirebilir; Lesvos gibi…
Yeniden aynı yerde olmak, keyif veren aynılıkların arasında hâlâ keşfedilmeyi bekleyen farklı anların sürpriziyle bir anda farklılaşabiliyor. Tatil rutininin gözdesi sabah koşularının tüm hararetiyle denizin serin sularında rahatlamaya dönüşmesi gibi… En az koşmak kadar özgür hissettiren o anlarda denizin maviliği gökyüzünün maviliğine adeta meydan okuyor. Gecenin karanlığında tüm ışıltısıyla gökyüzünü aydınlatan yıldızları izlediğim anlarda gökyüzünün galibiyetine göz kırpıyorum.
Tatil rutininin bir diğer gözdesi hiking rotasının sürprizi gün batımı… Skala Eressou – Profitis Ilias Chapel rotası Eressos Plajı’nın sonundan başlıyor ve zirvede Profitis Ilias Chapel ile son buluyor. Bu rota gün batımıyla buluşunca muhteşem bir manzaraya “merhaba” diyor.
Lesvos’un şirin köyleri tüm sessizliği ve yeşilliğiyle her adımında huzur vadediyor. Molyvos’un taş sokaklarını adımlarken deniz kokusuyla uzo kokusu birbirine karışıyor. Petra, diğer deniz köylerini kıskandıracak kadar kendi hâlinde. Antissa, bir dağ köyü olmanın tüm güzelliğini bünyesine toplamış, doğal manzarası ile adeta insanı sarhoş ediyor. Köyün girişinde rüzgâr değirmenleri tatlı bir sürpriz yapıyor. Burada zamanın biraz daha yavaş aktığını hissediyorsunuz. Mesotopos, adanın en otantik köylerinden biri. Taş evler arasında kaybolurken her an insana geçmişten küçük bir kesit sunuyor.
Köy meydanlarını dolduran insanlar, boş vaktin keyfini sürmenin aylaklıktan sayılmadığı düzenden azade, mutlu görünüyor.
Bu anlarda ben de kendi aylaklığımın keyfini sürüyorum. Ne de olsa gündelik hayatın koşturmacasında tıpkı Sisyphos gibi kendi kayamı tepeye taşımaya devam etmeliyim…















Bir yanıt yazın